YOOtheme
Dil Engelli Olmak PDF Yazdır E-posta

Yabancı bir ülkede o ülkenin dilini bilmeden bulunmak bir tür engellilik hali yaşatıyormuş insana, bunun tecrübesini yaşadım Hollanda’da. Bütün yönleriyle yaşadım diyemem, zira yanımda iletişimsizliğime anında müdahale edebilecek arkadaşlarım vardı, yalnız olarak yurt dışına çıkmış olsaydım, işte o zaman bir işitme ya da görme engellinin ya da bir bedensel engellinin yaşadığı her zamanki engelleriyle karşılaşırdım herhalde.

Dil bilmemek işitme engeline yakın bir tecrübeyi yaşatıyor insana. Karşınızdakiyle dilin dışında bir yolla iletişim kurmanız gerekiyor. Belki birkaç el-kol hareketi, mimikler yardımcı olabilir ama onlar da gerçekten çok kısıtlı. İletişim kurmak bir şekilde mümkün oldu diyelim, iş bilgi edinme, derinlemesine konuşmalar, bilimsel süreçler söz konusu olduğunda, işte o zaman irtibat tam kopuyor.

 

İlk karşılaşma tedirginlik duygusuna yol açıyor. Diğerlerinden farklı olmak acaba dışarıda kalmayı getirir mi, konuşulanların dışında kalmak kendi kendimin işe yaramazlığı duygusuna sürükler mi beni?

Arkadaşlarımın engellilik konusunda tecrübeli-uzman oluşları benim kendimi oldukça fazla engellenen bir engelli –şu anda Türkiye’deki engelliler gibi- olarak hissetmemi engellemiş oldu. Öncelikle çevirmenim Melek’in varlığı konuşma ortamına yabancı kalmamayı sağladı. Diğer arkadaşların da ara ara Türkçe konuşmaları bana –engellinin katılımına- yönelik teşvikler oldu. Ancak burada yine de beni çelişkiye düşüren bir duygudan söz etmek istiyorum. Her ne kadar çeviri yapılsa da konuşulanlara tam hâkim olamadığım için anlamadığım, tekrar açıklanmasını isteyebileceğim noktalar olduysa da müdahale edip araya girmedim, çünkü zaman kısıtlıydı ve öğrenilmesi gereken şeyler çoktu. Bu nedenle benim “bazı şeyleri ben kaçırmış olsam bile arkadaşlar not etmişlerdir, sonra öğrenirim, zamanımızı boşa harcamamalıyım” diye düşündüğüm anlar oldu.

Bu satırları yazarken yukarıda tasvir ettiğim engellilik durumu üzerine şimdi dışarıdan bakarak düşünüyorum da, engelli öğrencilerin sınıf ortamındaki tipik durumunu yansıtan bir tasvir gibi görünüyor bana. Yani zaman kısıtlı, (12’si olmayan saati hatırlayın), zamanın kısıtlılığı bir yarışın göstergesidir aynı zaman da. Eğitim dünyasında ilkokuldan başlayarak üniversiteye gelinceye kadar müthiş bir yarış söz konusu ve engelli bu yarışta fazladan istediği zamanlarla (dershanede ya da okulda/sınıfta konuyu engelli anlayıncaya kadar tekrarlanması) engelli olmayanların da- yarışta- geride kalmasına yol açacaktır, dolayısıyla bu durum engellinin dışlanmasına ya da hoş görülmemesine / kabullenilmemesine neden olabilecektir. Bu konu engellinin “normal” yaşama katılımının önünde önemli direnç noktalarından birini oluşturuyor. Hem engelsiz öğrencilerin kendileri hem de onların aileleri engelliyi kendisinin ya da kendi çocuğunun yarışta geri kalmasına bir neden olarak görüyor.

Diğer taraftan engellinin bulunduğu ortamı engelli açısından ele alacak olursak; engellinin anlaması / öğrenmesi gerçekleşinceye kadar zaman harcanması gereklidir. Engellilik uzmanları olarak bunu kesinlikle istiyoruz. Benim –Hollanda’daki- durumunda her şeyi tam anlamak ve öğrenmekten geri çekilmem zaman kısıtlılığı gerekçesiyle kendi irademle gerçekleşen bir şeydi. Ama bu “geri çekilme” durumunun engellilerde sık karşılaşılan bir olay olduğunu düşünüyorum. Çünkü engellilik nedeniyle engelli fazladan bir efor harcamaktadır, gerçekten güçlü bir irade ya da fazladan bir yaşam enerjisi taşımıyorsa bu fazladan güç harcama işi insanı yoracaktır. Engellide iletişim kurma, anlama, öğrenme ya da bir yere veya bir şeye ulaşma engelsiz insanlara göre belki de kat kat fazla güç gerektiriyor. Böylece engelli dış engellerin yanı sıra bir de iç –kendi- engelleriyle de mücadele etmek zorunda kalmaktadır.

Ben her ne kadar “anlamadığım yerler oldu ve zaman kaybına yol açmak istemediğim için araya girmedim” dediysem de yer yer sorularla konunun genişlemesini ve öğrenmemiz gerektiğini düşündüğüm konulara konuşmanın kaymasını sağlamaya çalıştım, engelimi engel olmaktan –desteklerinizle- çıkarmaya gayret ettiğimi düşünüyorum.

 

Hollanda’da dil engellilik tecrübesinin bana düşündürdükleri bunlar. Engellilik durumunu empatiyle algılamak ve anlamak adına paylaşmak istedim. Sevgilerimle…

Ahmet Zeki Ünal

 
< Önceki